Güncel Pandemi Tedbirleri Kapsamında Hekimlerin İşten Ayrılma Hakkına Dair Hukuki Bilgi Notu

Güncel Pandemi Tedbirleri Kapsamında Hekimlerin İşten Ayrılma Hakkına Dair Hukuki Bilgi Notu

Bilindiği üzere Sağlık Bakanlığı, COVİD-19 salgınına yönelik tedbirler kapsamında 27.03.2020 tarihinde yayınlamış olduğu bir genelge ile, "Pandemi süreci kapsamında, bu kararın alınmasını müteakip 3 ay boyunca, kamu ve özel sektöre ait tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında görevli bulunan/çalışmakta olan hiçbir sağlık personelinin ikinci bir duyuruya kadar görevlerinden/işlerinden ayrılmasına izin verilmemesi kararlaştırılmıştır” şeklinde bir irade beyanında bulunmuştur.

Bu kapsamda hekimlerimizi, işten ayrılma/istifa tercihlerine dair güncel hukuki hak ve yükümlülükleri konusunda aydınlatma ihtiyacı duymuş bulunmaktayız. Ancak konuya dair deontolojik gerekler bu yazının kapsamı dışında olup, asıl olarak çalışma yaşamına ilişkin kimi hak ve yükümler ele alınacaktır. Öte yandan konunun, kamuda çalışan hekimlerimiz ile özelde çalışan hekimlerimiz açısından ayrı ayrı ele alınmasında da yarar görülmüştür.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, uluslararası sözleşmeler ile Anayasamız, çalışma ve sözleşme özgürlüğünü tanımış ve güvenceye almış bulunmaktadır. Anayasa m. 48, herkesin dilediği alanda çalışma ve ayrıca sözleşme özgürlüğüne sahip olduğunu ifade etmektedir. Anılan genel hükümler ve yerleşik uygulama kapsamında öncelikle belirtmek gerekir ki, bir kişinin çalışmakta olduğu işten ayrılma/istifa hakkı, hukuk düzeninin korumasında olan ve kural olarak bir izne tabi tutulmaması beklenen, doğrudan kişiye bağlı temel bir haktır. Ancak bu hakkın, diğer bir ifade ile kişinin işten ayrılma/istifa tercihinin, özellikle kimi olağandışı durumlarda iş ilişkisinin diğer tarafı olan işveren/idare tarafından kimi yaptırımlara bağlanması ve bu zeminde kimi hak kayıplarına yol açması da olasıdır.

Nitekim Anayasa m. 49 çalışmayı; hem bir hak, ancak aynı zamanda bir ödev olarak tanımlamaktadır. Anayasa’nın 18 inci maddesi, kimsenin zorla çalıştırılamayacağını hükme bağlamakta, angaryayı kesin olarak yasaklamakta; ancak anılan madde devamında, olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler ile ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaların, zorla çalıştırma sayılmayacağını da ifade etmektedir. Bu kapsamda; 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 2935 Sayılı Olağanüstü Hal Kanunu, 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ve hatta 4857 Sayılı İş Kanunu lafzında, yurttaşlara aksi yükümlülükler ve de bu yükümlülüklere uymama durumda idari ve/veya cezai yaptırımlar getiren kimi düzenlemeler de mevcuttur.

Ancak anılan olağanüstü durumlar ile ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki çalışmaların güncel durumda tespit ve ilanına dair; yetki ve şekil esaslı usulü kurallara uygun, her durumda kapsam ve içeriği net, sonuçları bilinebilir bir idari tasarrufun ortada olmadığı da görülmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın ve/veya sair idari mercilerin bu konuda, öncelikle hekimlerimizin hak ve yükümlülükleri ile olası yaptırımları şimdiden öngörebileceği ölçüde net, açık, şefaf ve aynı zamanda hukuki dayanakları da içeren bir belirleme ve açıklamalarda bulunması elzemdir. Bu durum öncelikle “hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri”nin de bir gereğidir.

Anılan olası yaptırımlar kamuda görev yapan hekimlerimiz açısından da olasılık dahilinde olmakla birlikte, bilinmelidir 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu da, kamu görevlilerinin işten ayrılma/istifa, yasanın ifadesi ile “çekilme” hakkını tanımakta ve güvenceye almaktadır. Buna göre bir kamu çalışanı, 657 Sayılı Kanun’un 94 üncü maddesi uyarınca memurluktan çekilme isteğinde bulunma hakkına sahiptir.

Ancak kamu çalışanları için bu hak, belli usulü/şekli koşullara bağlanmış ve aynı zamanda kimi ek idari yaptırımlara tabi de tutulmuştur. Buna göre öncelikle çekilme isteğinin yazılı yapılması beklenmektedir. Bunun haricinde, mezuniyetsiz veya kurumlarınca kabul edilen mazereti olmaksızın görevin terk edilmesi ve bu terkin kesintisiz 10 gün devam etmesi halinde, anılan yazılı müracaat şartı aranmaksızın, çekilme isteğinde bulunulmuş sayılacaktır. Kamu hizmetlerinin bilinen öneminden kaynaklı olarak ayrıca yasa; olağanüstü bir mazeret nedeniyle çekilme durumları dışında, çekilme isteğinde bulunan kamu çalışanının, yerine atanan kimsenin gelmesine veya çekilme isteğinin kabulüne kadar görevine devam etmesini öngörmektedir. Ancak yerine atanan kimse bir aya kadar gelmediği veya yerine bir vekil de atanmadığı takdirde, çekilme isteğinde bulunan kamu çalışanı, anılan sürenin sonunda üstüne haber vererek görevini bırakabilecektir. Öte yandan eğer çekilme isteğinde bulunan kamu çalışanı görevinin niteliği gereği devir ve teslim ile yükümlü ise, bu devir ve teslim işlemleri sonuçlanmadan görevini bırakamayacaktır.

657 Sayılı Kanun m. 96 da ise, istisnai bir düzenleme olarak; olağanüstü hal, seferberlik ve savaş hallerinde veya genel hayata müessir afetlere uğrayan yerlerde görev yapan kamu çalışanlarının, çekilme istekleri kabul edilmedikçe veya yerine atanacaklar gelip işe başlamadıkça görevlerini bırakamayacakları ayrıca hükme bağlanmaktadır. Görüldüğü üzere burada yukarıda değinilen bir aylık bekleme süresi ve buna bağlı güvence dahi aşılmış durumdadır.

657 Sayılı Kanun m. 97; kamu çalışanının görevden/memuriyetten çekilmesi tasarrufuna karşılık, o kişinin bir daha kamuya dönmesi noktasında süre bazlı yaptırımlara lafzında yer vermektedir. Buna göre; olağanüstü hal, seferberlik ve savaş hallerinde veya genel hayata müessir afetlere uğrayan yerlerde görev yapan kamu çalışanlarının, belirlenen usule ve gereklere aykırı biçimde kamu görevinden çekilmeleri/ayrılmaları halinde, hiçbir suretle devlet memurluğuna bir daha dönemeyecekleri ayrıca düzenlemektedir. Öte yandan belirtmek gerekir ki m. 97 ayrıca, anılan bu yaptırımlar yanında çekilme/görevden ayrılma nedeniyle doğacak mali veya cezai sorumlulukların saklı olduğunu da ayrıca ifade etmektedir.

Sağlık Bakanlığı’nın anılan genelge lafzında ve sair idari işlem ve tasarruflar nezdinde yine bir açıklık/netlik bulunmamakla birlikte; her ne kadar bir OHAL, seferberlik veya savaş hali ilanı bugün için söz konusu olmasa da, “genel hayata müessir afet” nitelemesi kapsamında, yukarıda (m. 96) değinilen özgün çekilme usulü ve yaptırımları idarece gündeme getirilebilir. Daha açık bir ifade ile bu süreçte kamudan/memuriyetten çekilme/istifa hakkını kullanan hekimlerimiz, her durumda 3 ay boyunca göreve devamla yükümlü tutulabilirler ve aksi bir tasarrufları durumunda ise, hiçbir suretle devlet memurluğuna bir daha dönemeyecekleri yolundaki bir yaptırımla da karşılaşabilirler.

Ancak; ister kamuda isterse özelde çalışıyor olsun; yaşlılık, hamilelik, engellik yada kimi sağlık sorunları nedeniyle kendileri de ciddi bir risk altında bulunan hekimlerimiz açısından konunun ayrıca ele alınması gerekmektedir. Anayasa ve sair mevzuatın emredici hükümleri, kişilerin yaşam ve sağlık hakkını mutlak olarak güvenceye almış ve de diğer hak ve yükümlülüklere nazaran bunlara üstün/öncel bir değer tanımış durumdadır. Böylesi özgün bir konumda bulunan hekimlerimizin, böylesi haklı somut gerekçelerle işten ayrılma yolundaki tasarruflarının, anılan hukuki gereklerin güvencesinde olduğunun, en azından olası idari ve cezai yaptırımlardan bağışık tutulması gerektiğinin altını çizmek isteriz.

Öte yandan özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimlerimiz, 4857 Sayılı İş Kanunu 24 üncü maddesinde “sağlık sebepleri” başlığında yer alan nedenlerle de bu hakka sahip olmalı, olası idari ve/veya cezai yaptırımlardan muaf tutulmalıdır. Nitekim anılan m. 24/I-a hükmüne göre, “İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa”, işçinin fesih hakkı yasanın güvencesi altında bulunmaktadır. Ancak bu durumda yazılı olarak sunulmasında fayda olan fesih/istifa iradesinde, hekimimizin mevcut özgün riskleri açıkça ifade etmesi ve hatta belgelemesi; öte yandan koruyucu ekipman eksikliği, sağlıksız fiziki koşullar vb. sağlıksız/riskli bir çalışma ortamına zorlanan hekimlerimizin de yine bu hususu ifade etmesi ve belgelemesi, lehe bir olgu ve kanıt olarak sonraki olası yargısal süreçler açısından önem taşıyacaktır.

Her durumda odamız hukuk bürosu, ülkemizin içinde bulunduğu bu zorlu günlerde büyük bir özveri ile toplum sağlığı ve geleceğimiz için mücadele eden hekimlerimizin yanındadır. Bu kapsamda, içinde bulunduğumuz bu döneme özgü olarak hekimlerimizin arayıp doğrudan hukuki danışmanlık alabilecekleri telefon numaraları aşağıda verilmiştir.

Bilginize saygı ile sunarız.

Kamuda görev yapan hekimlerimiz

0 535 865 40 83

Özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimlerimiz

0 532 500 54 44

 


Ankara Tabip Odası Koronavirus Anasayfa

Hekim Postası

Hekim Postası

Video

Takipçimiz Olun