"Transfobi ve Kadına Şiddet Son Bulsun!"

Kadınlara yönelik şiddetle mücadele etmek mi istiyoruz? O zaman Trans kadınların da yaşam ve sağlık hakkını korumanın bu mücadelenin bir bileşeni olduğunu unutmamalıyız! 

Bugün İzmir'in Konak ilçesinde bir polis memurunun tabancasından çıkan kurşunlar, bir trans kadını öldürdü ve iki trans kadını yaraladı. Yine bir kadın cinayeti, yine kadınlara yönelik şiddet! Yine nefret ve transfobi!

Şiddetle ilgili devletimizin yükümlülüklerini anımsamaya ne dersiniz?

Kadına yönelik şiddetle mücadeleye zemin hazırlayan en önemli sözleşme, 1979 yılında hazırlanan ve ülkelerin onayına sunulan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’dir. CEDAW Sözleşmesinin 1989 tarihli 12 No’lu tavsiye kararında, devletlerin kadınları şiddetten korumakla yükümlü oldukları ve ülkelerin bu konudaki gelişmeleri rapor etme gereklilikleri belirtilmiştir. CEDAW Komitesinin1992 tarihli 19 No’lu tavsiye kararında da kadına yönelik şiddetin cinsiyete dayalı bir ayrımcılık biçimi olduğu ve insan haklarının kullanılmasını engellediği ifadesi yer almıştır.

1995’te Pekin’de Dördüncü Dünya Kadın Konferansı, ardından Pekin+5 ve Pekin+10 konferansları ve 2000’de Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Konferansı gerçekleştirilmiştir. Bunlar; toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadına yönelik şiddetle mücadele edilmesi için devletlere yükümlülükler getirmiştir.

Dünyada yıllarca ceza hukuku ve savunma sektörünün problemi olarak görülmüş olan şiddet; 1996’da Cenevre’de toplanan Dünya Sağlık Asemblesi’nin uluslararası sağlık gündemine alınmış ve toplantıda şiddetin tüm dünyada önde gelen bir toplum sağlığı sorunu olduğunu açıklayan karar kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyinin kadınlara yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek amacıyla hazırladığı ve 2011 yılında İstanbul’da imzalanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Sözleşme; kamusal ya da özel alanda kadına yönelik şiddeti, bir "insan hakkı ihlali" ve "kadına yönelik ayrımcılık türü" olarak tanımlamakta; taraf devletlere “kadına karşı şiddeti önleme, şiddetten koruma, şiddet eylemlerini kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma” konularında yükümlülük getirmektedir.

Sözleşmenin 4. Maddesi; devletlerin bu yükümlülükleri yerine getirirken “cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, politik ya da farklı görüş, ulusal ya da sosyal köken, bir ulusal azınlığa ait olma, mülkiyet, doğum, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, engellilik, evlilik durumu, göçmen ya da mülteci durumu veya başka durum” gibi hiçbir zeminde ayrımcılık yapmamalarının üzerinde durmaktadır.

 Sözleşmenin 4. Maddesinde yer alan özgün ifadeleri referans alarak diyebiliriz ki; toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele etmek için politikalar oluşturulacaksa içinde bütün kadınların haklarını koruyan bir bakış açısı yer almalıdır. Toplumsal cinsiyete duyarlı bir mercekten bakmak demek, ikili cinsiyet sisteminden ibaret olmayan bir hak temelli yaklaşımı da kabul etmek anlamına gelir.

Kadın sağlığını korumak mı istiyoruz? Kadınların yaşam hakkı ve sağlık hakkı önündeki engelleri mi ortadan kaldırmak istiyoruz? Bir toplum sağlığı olan şiddetle ve özellikle de kadınlara yönelik ayrımcılıktan ve ataerkillikten gücünü alan toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele etmek mi istiyoruz?

Unutmayalım ki; kadınlar dediğimiz de, bütün kadınlardan, trans kadınları, lezbiyenleri ve biseksüel kadınları dışlamayan geniş bir kadınlık kavramından söz ediyoruz. Farklı toplumsal cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimlerin sağlık gereksinimlerini karşılarken trans erkeklerin de sağlık gereksinimlerini unutmamamız gerekiyor.

Yaşama hakkı ve sağlık hakkını toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefleyen bir duruşla savunurken, aslında bunun aynı zamanda uluslararası normlara göre hazırlanmış ve imzalanmış belgelerle yükümlülüğümüz de olduğunu; kadınlara ve trans kadınlara yönelik şiddeti önlemek ve şiddetle mücadele etmek için de İstanbul Sözleşmesi’nin yükümlülüklerini yerine getirmek gerektiğini vurgulamak yerinde olur.

9 Ocak 2019

Ankara Tabip Odası

Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu

LGBTİQ Çalışma Grubu

https://ato.org.tr/files/documents/0266327001547043787.pdf

 



Hekim Postası

Hekim Postası

Video

Takipçimiz Olun