Adalet ve Demokrasi Haftasında “Türkiye’de Aydınlanma Mücadelesi”

Adalet ve Demokrasi Haftasında “Türkiye’de Aydınlanma Mücadelesi”

  • 26/01/2018 11:33

UM:AG (Uğur Mumcu  Araştırmacı Gazetecilik Vakfı) tarafından her yıl düzenlenen, Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü 24 Ocak ile Muammer Aksoy’un öldürüldüğü 31 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirilen “Adalet ve Demokrasi Haftası” nın 25. Yıl anma etkinliklerinde Ankara Tabip Odası da “Türkiye’de Aydınlanma Mücadelesi” konulu açık oturumla yer aldı.

Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği (NÜSED) ile birlikte 25 Ocak Perşembe günü Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen oturuma çok sayıda Ankaralı katıldı. Oturumun moderatörlüğünü Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Dr. Mine Önal yürütürken, konuşmacıları Erendiz Atasü, Ali Rıza Aydın ve Dr. Derman Boztok oldu.

Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Vedat Bulut’un Uğur Mumcu’yu ve aydınlanma yolunda yitirilen kişileri andığı açış konuşmasının ardından oturuma geçildi.

Dr. Mine Önal Türkiye’nin sağlık ve eğitim alanında muhafazakarlaştığı bir dönemde olduğunu belirterek örnekler sundu. Üniversitelerde ve devlet hastanelerinde geleneksel tıp merkezlerinin açıldığını, eğitim alanında da 4+4+4 adıyla 2012 yılında getirilen sistemle imam hatiplerde artış yaşandığını belirtti. Donanımlı ve köklü eğitim geleneği olan okulların birer birer imam hatipleştirildiğini dile getiren Dr. Önal “Müfredatta yapılan değişikliklere bakınca iktidarın siyasi ideolojisini dayattığını görüyoruz. Dinci vakıflarla ve derneklerle bakanlıklar protokol imzalıyor. Muhafazakarlaşma hukuk alanında da aşı reddi gibi örneklerle karşımıza çıkıyor” diye konuştu. Aydınlanmanın aklın özgürleşmesi olduğunu, bilim ve laiklikle yükseldiğini belirten Dr. Mina Önal Cumhuriyet’le birlikte kararlı ve sistematik bir atılım yapıldığını ancak 1945’lerden itibaren modernize edilmiş pek çok alanda geriye gidildiğini, darbe dönemleriyle de siyasal islamın ilerlediğini kaydetti.

Yazar Erendiz Atasü de konuşmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlanma adına özellikle üzerinde durduğu üç konu olduğunu işaret etti. Kadın, üretim- kültür ve din olarak tanımladığı konularla ilgili şunları söyledi:

“Atatürk, toplumsal yaşamın her alanında kadın ve erkeği eşit birer yurttaş olarak görmüş ve bunun için gerekli adımları atmıştır. Atatürk’e göre üretim ve kültür ilişkisinde de ekonomik altyapı olmadan bağımsız bir kültür olamaz. Örnek olarak devletin açtığı fabrikalarda kütüphane, sağlık ocağı ve hatta koro gibi çalışmalar için mekanlar düşünülmüş. Din adına baskıcı kurumların bertaraf edilmesi daha önce hiç kimsenin düşünmediği ve uygulamadığı bir eylem. Tekke ve zaviyeler kapatılıyor. Latin alfabesine geçmekle de eğitimi dinci suntadan kurtarıyor.”

Aydınlanmış bir ulus olabilmenin sanayileşmeden geçtiğini söyleyen Atasü “Aydınlanma insanın aklını kullanabilmesidir. Bilimle ilerleyen toplumlarda aydınlanmış birey kendisinin toplum içindeki yerini görebilir” dedi.

Dr. Derman Boztok, insanlık tarihi boyunca daha insanca bir toplumsal sisteme doğru arayışın eşitlik ve özgürlük hedefiyle hep devam edeceğini belirterek konuşmasına başladı. Sağlıklı olma idealinin bedensel, ruhsal ve toplumsal yönden tam iyilik hali olarak tanımlandığını söyleyen Dr. Boztok, iyilik haliyle ilgili tüm kavramların aydınlanmayla koşullandığını belirtti. Toplumsal ilişkilerdeki sömürünün, toplumun ve bireyin aydınlanmasının önündeki temel engel olduğunu ifade etti.

Aydınlanma ve sağlık bilincinin iç içe geçen kavramlar olduğunun altını çizen Dr. Derman Boztok “Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılan koruyucu hekimlik, sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi ile temel strateji ve uygulama durumuna gelmiştir. 1961 anayasasında sağlık bir insan hakkı olarak görülüyor ve devlet bu hizmetleri sunmakla yükümlü kılınıyordu. Doğu’dan başlatılan ve en uç noktaya kadar herkese gereksinimine göre eşit olarak ulaştırılmaya çalışılan ücretsiz kamu hizmeti ile sağlık eğitimine öncelik tanınarak bireysel ve toplumsal aydınlanma sağlanmış, kapsamlı hizmetlerle en sık görülen ve sağlığı bozan sorunlar kontrol altına alınmıştır. Bu olumlu gelişmeler, kapitalist sınıfın baskıları ve küresel neo-liberal dönüşüm uygulamalarıyla engellendi. Sürecin sonunda birinci basamak, hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları özelleşti, genel sağlık sigortasıyla birlikte sektör küresel finansın politikalarına uygun bir sistem haline geldi. Özelleşme ve piyasalaşma ile kamunun sağlık hakkı ve çalışanların emek hakları da geriletilmiş oldu” dedi.

Toplumsal mücadelede, emek tabanında örgütlenen toplumların daha iyi ilerlediğini ve aynı zamanda sağlık hizmetlerinin de geliştiğini vurgulayan Dr. Derman Boztok “Halk sağlığı ve koruyucu hekimliğe yönelik hizmetler bütün dünyada aydınlanan emek mücadelesiyle gelişmiştir. Türkiye’de aydınlanma mücadelesi 1800’lü yıllarda başlıyor. Cumhuriyet devrimi ile sıçrama yapıyor. Cumhuriyet Devrimimiz, kuruluş yıllarında, komşumuz Sovyetler Birliği’nden aydınlanma ve toplumsal ilerlemede esinlenmiş ve önemli destek görmüştür. Kurulan temel sanayi fabrikalarında, üretim biçimi etrafında toplumsal/ kültürel yaşam biçimi de oluşturulmaya çalışılmıştır. Sosyalist devrim, aydınlanmasıyla, eğitim ve koruyucu sağlık hizmetlerindeki atılıma yansımıştır” diye konuştu.

Boztok, karşılaştığımız güçlükler karşısında görevimizin daha güçlü emek örgütlenmesi ve üretimden gelen gücümüzü kullanmak olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Ali Rıza Aydın aydınlanma tarihinin gericiliğin tarihiyle koşut yürüdüğünü dile getirerek “Gericilik tablosuna bakmadan aydınlanmaya bakarsak yanılırız. İnsanlığın tarihi sınıfların tarihidir. Aydınlanmanın da ilk düşmanları kendi içinden doğmuştur. Sömürü düzeniyle ihanet edilmiştir” dedi.

Din ve soyun (ya da paranın) esareti altında insanların üretime devam ettiğini vurgulayan Ali Rıza Aydın “Aydınlanma bu iki başlığın terk edilip yerine insan hakkı ve toplu insan aklının gelmesidir. Aydınlanma, toplum aklının iradesinin yaşama dönmesidir. Biz de buna hukuk diyoruz” diye konuştu.

Yakın tarihten örnekler veren Ali Rıza Aydın 2002’de AKP’nin doğduğunu ve ilk anayasa değişikliğinin siyaset yasağının kaldırılması olduğunu hatırlattı.

Ali Rıza Aydın, “Aydınlanmayı, laik yaşam tarzını ellerimizle teslim etmiyoruz” sözleriyle konuşmasını bitirdi.